17 Kasım 2013 Pazar

OBEZİTENİN DÜNYADA GÖRÜLME SIKLIĞI

Obezitenin Dünyada Görülme Sıklığı

  Obezite küresel boyutta halk sağlığı sorunudur. Hızla gelişen Dünyada hem gelişmekte olan ülkeleri, hem de gelişen ülkeleri tehdit eden obezitenin dünyada görülme sıklığı her geçen gün artmaktadır. Hal böyle olunca obezite dünya ülkeleri arasında büyük bir sorun halini aldı.





 DSÖ ( Dünya Sağlık Örgütü ) tarafından Asya, Afrika ve Avrupa’nın 6 ayrı yöresinde yapılan ve 12 yıl süren MONICA çalışmasında 10 yılda obezite prevalansında %10-30 arasında bir artılın söz konusu olduğu bildirilmiştir.

  Obezitenin Dünyada Görülme Sıklığı yüksek olan ülkelerden biri olan ABD’de Kronik Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi tarafından yapılan ( ABD-Ulusal Beslenme ve Sağlık Araştırması ) çalışmasına göre 2003-2004 yılında obezite ( BKI >=30) prevalansının erkeklerde %31.1, kadınlarda %33.2 2005-2006 yıllarında ise erkeklerde %33.3, kadınlarda ise %35.3 olarak incelendiği tespit edilmiştir.

   Avrupa ‘da yetişkinlerde fazla kilolu olma ortalaması erkeklerde %32-79 iken kadınlarda ise %28-78 arasında değişkenlik gösterebilmektedir.

    DSÖ verilerine göre obezite ve fazla kiloluluk Avrupa’daki yetişkin insanlarda görülen Tip 2 diyabetten %80 oranında, iskemik kalp hastalıklarından %35 oranında ve hipertansiyondan %55 oranında sorumludur ve bu hastalıkların başlıca sebepleri arasında sayılmaktadır ve her yıl 1 milyondan fazla ölüme neden olmaktadır. Obezite ile ilgili hiçbir önlem alınmadığı takdirde ve obezite prevalansındaki artışın 1990 lardaki hızıyla devam etmesi düşünülürse Avrupa’da 2010 yılına kadar 150 milyon yetişkin ve 15 milyonda çocuğun obezite olma olasılığı kaçınılmaz bir durumdur.
  Obezite eğilimi özellikle çocuklarda hat safhalardadır. Çocuklardaki obezite oranı yetişkinlerden daha hızlı artış göstermektedir. Bugün gelinen noktada 1900 lü yıllardan 10 kat daha fazla olduğu bildirilmektedir.

  Obezitenin Dünyada Görülme sıklığı artarken bir takım ülkeler bu durumdan fazlaca etkilenmektedir. Bunlar: Arnavutluk, Bosna-Hersek ve İngiltere( daha çok İskoçya bölgesi) bu durumdan fazlaca etkilenen ülkelerdir. Bunun yanında Türkmenistan ve Özbekistan ise prevalans değerlerinin düşük olduğu ülkeler arasındadır.

  Boy uzunluğu ve vücut ağırlığı ölçümüne dayanılarak yapılan uluslararası çalışmalar bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Avrupa’da 2003 yılında 9 ülkede yürütülen 11 yaşındaki çocukları da kapsayan “The Pro Children” araştırmasıdır. Bu araştırma verilerine göre fazla kiloluluk prevalansı, erkeklerde (%17) kızlardan (%14) daha fazladır. Diğer büyük çalışma ise “Health Behaviour in School-Aged Children Survey”dir. 41 ülkede 11-13 ve 15 yaş gruplarında yürütülen çalışmalarda 2001-2002 yıllarında 13 yaş grubunda kızların %24’ü erkeklerin %34’ünün fazla kilolu: 15 yaş grubunda ise kızların %31 erkeklerin ise %28’inin fazla kilolu olduğu saptanmıştır.


  Obezitenin giderek artıp bir halk sağlığı sorunu haline gelmesiyle bu konuda büyük çalışmalar başlatılmış ve farklı programlar düzenlenmiştir. Unutmayalım ki obezite birçok hastalığın ana sebeplerinden biri olabilmektedir. Bu konuda önce kendimiz birtakım önlemler almalıyız. Unutmayalım ki obezitenin Dünya’da görülme sıklığı fazla olan ülkeler arasındayız.

13 Kasım 2013 Çarşamba

OBEZİTENİN YOL AÇTIĞI HASTALIKLAR


Obezitenin yol açtığı rahatsızlıklar


  Obezitenin yol açtığı rahatsızlıklar pek çoktur, bunlara birazdan değineceğiz. Obezite bilindiği üzere çok farklı rahatsızlıkların nedeni olabilmekte ve kişiyi gerek sosyal hayatta gerekse de iş hayatında çeşitli zorluklarla baş başa bırakabilmektedir.

  Bunlara örnek olarak kişi iş hayatında herhangi bir eşyayı bir yerden bir yere götürmekte normal insandan daha fazla enerji sarf edip hemen yorula bilmektedir  Obezitenin yol açtığı rahatsızlıklar vücut sistemleri (endokrin sistem, kardiyovasküler sistem, solunum sistemi, gastrointestinal sistem, deri, genitoüriner sistem, kas iskelet sistemi) ve psikososyal durum üzerinde yaptığı olumsuz etkilerden dolayı çok büyük sağlık problemlerine neden olabiliyor.

  Obezitenin farklı hastalıklara sebep olduğu bilinmekte olup mortaliteyi ve morbiditeyi arttırıcı etkisi de bulunmaktadır. Sadece Avrupa’da fazla kilolu olması sebebiyle 1 milyondan fazla ölüm ve 12 milyondan fazla hasta olan kişiler vardır.

Obezitenin Yol Açtığı Rahatsızlıklar:
  •   İnsülin direnci-Hiper insülinemi
  • Hipertansiyon 
  •  Tip 2 Diabetes Mellitus
  • Metabolik sendrom
  • Koroner arter hastalığı ( koroner arterlerin duvarlarında oluşan plakalardan ötürü ortaya çıkan bir hastalık örnek: Koroner kalp hastalığı )
  • Hiperlipidemi ( kolesterol yüksekliği)
  • Safra kesesi hastalıkları
  • Bazı kanser türleri ( kadınlarda safra kesesi, endometriyum, yumurtalık ve meme kanserleri, erkeklerde ise kolon ve prostat kanserleri)
  • Felç
  • Osteoartrit (halk arasındaki adıyla kireçlenme kıkırdak dokunun yapısında bozulma, kıkırdakta incelme, aşınma ve tahribatın ortaya çıktığı en sık görülen eklem hastalığıdır.)
  • Uyku apnesi ( daha fazla bilgi için   http://horlamanedir.blogspot.com/   )
  • Karaciğer yağlanması
  • Astım
  • Solunum zorluğu
  • Aşırı kıllanma
  •  Gebelik komplikasyonları
  •  Menstruasyon düzensizlikleri
  •  Ameliyat riskinin artması
  •  Ruhsal sorunlar (anoreksiya nevroza yemek yememe) veya Blumia nevroza ( yediği yemekleri kusarak, yediklerinden yararlanamama), Binge eating ( tıkanırcasına yeme), gece yeme sendromu gibi ortaya çıkabilir.
  •  Toplumsal uyumsuzluklarda obezitenin yol açtığı rahatsızlıklar arasındadır.
  • Özellikle sık aralıklarla ağırlık kaybetme alma sonucunda deri altı yağ dokusunun fazla olması sebebiyle deri enfeksiyonları ve kasık ve ayak bölgelerinde mantar oluşumu
  • Kas iskelet sistemi rahatsızlıkları



  Kilo ve yağ fazlalığından dolayı obezlerde kas, bel, kalça, diz ve eklem ağrıları oldukça fazladır. Genellikle pasif ve hareketsiz bir yaşam tarzları olan obezlerde hareketsizlik sonucu iskelet sistemleri zarar görür ve kalp damar ve solunum sıkıntıları kendini göstermeye başlar.
  Obez kadınlarda vücut yağının fazla olması sebebiyle adet bozukluklarına dolayısıyla kısırlığa ve aşırı kıllanmaya sebep olur.

  Obezitenin yol açtığı rahatsızlıklar bu kadar fazla olmasının sebeplerinden bir tanesi de aşırı yeme isteğimizdir. Bu isteğimizi kontrol altına almamamızın sonucu olarak ortaya çıkar. Gelişen ve değişen teknoloji bizi birazda böyle olmaya itmektedir. Obezitenin yol açtığı rahatsızlıkları yok etmek ve sağlıklı yaşamak için yediklerimize dikkat etmeliyiz.




10 Kasım 2013 Pazar

obezite saptama


Obezite saptama

  Obeziteyi saptamak için beden kitle indeksi yaygın olarak kullanılmaktadır. Beden kitle indeksi (BKİ) bireyin vücut ağırlığının (kg) boy uzunluğunun (m cinsinden) karesine (BKI=kg/m2) bölünmesiyle elde edilen bir değerdir. BKİ boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının tahmin edilmesinde kullanılmakta, vücuttaki yağ dağılımı hakkında bilgi vermemektedir.


 Son yıllarda araştırmacılar vücutta biriken toplam yağ miktarından çok, yağın vücutta çoğunlukla biriktiği bölgeleri incelemektedirler. Çünkü vücutta yağın bulunduğu bölge ve dağılımını hastalıkların morbidite ve mortalitesi ile ilişkilendirmişlerdir. Bölgesel yağlar erkek ve kadınlarda farklılıklar göstermektedir, özellikle kadınlarda bölgesel yağlanma hormonlardan dolayı daha fazla olmaktadır.






  Android tip (erkek tipi) obezitede yağ vücudun üst bölümünde, Elma tip bel üst karın ve göğüs karında ve cilt altında bulunmaktadır. Jinoid tip (kadın tipi) obezitede ise yağ, vücudun alt bölümünde Armut tip kalça, uyluk, bacaklar ve cilt altında toplanmaktadır. Özellikle obezite saptama atılacak ilk adımlar arsında olmalıdır.

  DSÖ’ne(Dünya Sağlık Örgütü) göre bel kalça oranı kadınlarda 0.85 ve erkeklerde ise 1,0’den fazla ise Android tip olarak kabul edilmektedir. Bu dağılımın kullanılmasında bel kalça oranı kullanılmakta ise de tek başına bu oran karın bölgesindeki yağ dağılımını ve sağlığın bozulmasında önemli ve pratik gösterge olarak kullanılmaktadır.

  Yağın karın ve iç organlarda birikmesi insülin direncine yol açmakta ve insülin direnci de obezite ile beraber yol açtığı Tip 2 diyabet, Hipertansiyon, Dislipidemi, Koroner arter hastalıklarının oluşumunu sağlayan en önemli faktördür. Obezitenin saptanmasında tek başına bel ölçümünün erkeklerde 94, kadınlarda ise 80 ve üzeri olması hastalıklarla ilişkili olabilmektedir.

  Çocuk ve adölesanlarda, yetişkinlerde olduğu gibi belli bir sınıflandırma yoktur, fazla kilolu olma ve obezitenin saptanmasında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. En çok kullanılan yöntemler arasında bireysel ve toplumsal düzeyde yüzdelik (persentil) veya z skor değerinin kullanılmasıdır. Ancak Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2006 yılında 0-5 yaş grubu çocuklar için büyüme standartları 2007 yılında ise 5-19 yaş grubu çocuklar için büyüme referans değerleri yayımlanmıştır.

  Başka kaynaklarda obezitenin saptanması “Burada obezite ile kilo fazlalığı vurgulanmalıdır. Obezite vücuttaki yağ dokusunun gereksiz yere fazla olmasıyken, kilo fazlalığı ideal vücut ağırlığının üstünde olmak demektir ”şeklinde tanımlanıyor.

  Vücut yağ oranının saptanması en doğru şekilde Obez insanın suya batırılıp vücut yoğunluğunun ölçülmesiyle belirlenir. Deneysel olarak en doğru sonuç bu şekilde bulunurken pratik olmaması sebebiyle kliniklerde bu yöntem kullanılmamaktadır. Bunun yerine cilt kalınlığı ölçümü tercih edilmektedir.

  Görülüyor ki obezitenin de bazı türleri var. Obezitenin saptanmasında yağ oranları, yağlanmanın daha fazla olduğu bölgeler ve yaş büyük öneme sahip, çünkü bu faktörler obezitenin daha fazla ilerlemesini tetikler. Şunu da belirtmeliyim ki bir kişi ideal kilosunun üstünde ise o kişi şişman olmayabilir. Özellikle o kişi düzenli egzersiz yapıyorsa o kişinin kas kitlesinin artışı vücut ağırlığının yükselmesine neden olmuş olabilir.


7 Kasım 2013 Perşembe

OBEZİTE NEDENLERİ


Obezitenin nedenleri

  Obezitenin nedenleri tam anlamıyla açıklanamamakla birlikte yanlış beslenme ve aşırı yeme başlıca nedenleridir. Bunun yanında fiziksel aktivite yetersizliği, genetik, çevresel, nörolojik, fizyolojik biyokimyasal, sosyo-kültürel ve psikolojik nedenler de Obezite oluşumuna neden olabilmektedir.

  Tüm dünyada özellikle çocuklarda oluşan obezitedeki artış sadece genetik yapıdaki değişikliklerle açıklanamayacak kadar fazla olması nedeniyle, obezitenin oluşumunda çevresel faktörlerin de payının olduğu kabul edilmektedir.




Obezitenin Oluşumundaki Başlıca Risk faktörleri
  •         Yaş
  •       Cinsiyet
  •      Gelir durumu
  •     Eğitim düzeyi
  •     Cinsiyet ( özellikle bayan olmak)
  •      Genetik etmenler
  •      Psikolojik problemler
  •     Sosyo-kültürel etmenler
  •     Sigara-alkol kullanma durumu
  •     Irksal farklılıklar
  •     Yetersiz fiziksel aktivite
  •     Aşırı ve yanlış beslenme şekilleri
  •      Hormon al metabolik etmenler
  •     Sık aralıklarla çok düşük enerjili ve farklı farklı diyetler uygulama
  •     Kullanılan bazı ilaçlar ( antidepresanlar )
  •     Doğum sayısı ve doğumlar arası süreler



  Obezitenin gelişmesinde dikkat edilmesi gereken bir durum da yaşadığımız ilk yıllardaki beslenme alışkanlıklarımızdır. Yapılan bir araştırmaya göre anne sütüyle beslenen bebekler anne sütüyle beslenmeyen bebeklere göre Obezite riskinin daha düşük olduğunu ortaya çıkarmışlardır. Anne sütünü verme süresinin, tamamlayıcı besinlerin türünün, miktarının ve başlama zamanlarının Obezite oluşumunu etkilediği gözlemlenmiştir.

  DSÖ ve UNICEF tarafından yayımlanan çeşitli makalelerde 6 ay sadece anne sütü verilmesinin, 6. Aydan sonra emzirmenin devam etmesiyle beraber güvenilir, uygun kalite ve uygun miktarda tamamlayıcı besinlere başlanılmasının ve en az 2 yıl emzirmenin devam ettirilmesinin kısa ve uzun dönemde obezite ve kronik hastalık riskini önemli ölçüde azaltabileceği bildirilmektedir.

  Yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda kalabalık ve stresli şehir yaşamının kaçınılmaz bir sonucu gibi duran yetersiz uyumak ya da süreğen bir uyuyamamak obezite nedenlerinden biri olduğu gibi uyku bozukluğu da obezite sebepleri arasında gösterilmiştir. Diğer obezite sebepleri arasında içerisinde çeşitli katkı maddesi olan ya da çevresel kirlilikten dolayı kirlenmiş, GDO içeren yiyeceklerin tüketilmesi sonucu oluşan endokrinolojik uyarılar sonucunda özellikle yağ metabolizmasında oluşan değişiklikler sayılabilir.


Kilo alımını kolaylaştıran ilaçlar: 

  •      İnsülin
  •        İştah açıcılar
  •        Aspirin ve türevleri
  •        Şeker hapları
  •      Depresyon ilaçları
  •       Sinir ve sara ilaçları
  •       Doğum kontrol hapları
  •       Migren ve alerji ilaçları
  •      Kalp ilaçları
  •      Kanser ilaçları
  •     Hormon preparatları


Obezite %25-40 oranında kalıtsal olabilmektedir. Tek gen mutasyonu nadirdir. Poligeniktir. En az 12 genetik lotus saptanmıştır.


  Görüldüğü gibi obezitenin oluşumundaki en belirgin özellikleri hareketsizlik, şehir hayatının stresi, teknolojik gelişmelerdir. Tüm bunların yanında obezite sadece Türkiye değil bütün büyük ülkelerin temel sorunlarından bir tanesidir. Durum böyle olunca obezite çok ciddi sağlık sorunlarına sebep oluyor vücudumuz fazlasıyla ağırlaştığından dolayı bir yere gideceksek vazgeçiyoruz, çok üşengeç davranabiliyoruz. Hayat daha zor geliyor, yaşama sevincimiz azalıyor. Hastalıklara yakalanma riskimiz artıyor. Obezitenin nedenleri bu şekildedir.

4 Kasım 2013 Pazartesi

OBEZİTE NEDİR?


Obezite nedir?

Öncelikle Obezite nedir? Sorusunu soralım.

  Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının olması gereken düzeyin üstünde olmasıdır.

  Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri tehdit eden bir sağlık sorunudur.
   Bilindiği üzere beslenmek anne karnında başlayıp yaşamımızın sonuna kadar devam eden bir ihtiyaçtır. İnsanın yaşaması, büyümesi, üretken bir birey olması, uzun ve sağlıklı yaşaması için gerekli olan bir ihtiyaçtır. 
Günlük yaşamda kişilerin( emzikli, gebe, okul çocuğu, yaşlı, genç, işçi, sporcu, hasta ….. vb. )gibi durumlara göre fizyolojik olarak enerjiye ihtiyaçları vardır. Sağlıklı bir yaşam için alınan enerjinin ve harcanan enerjinin dengede olması gerekmektedir.

  Beslenmek karın doyurmak, açlığı bastırmak, canının istediği şeyleri yeyip içmek değil yaşamamız için gerekli olan enerjiyi sağlamaktır.

  Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının % 15-18’i, kadınlarda ise %20-25’ini yağ dokusu oluşturur. Bu oran erkeklerde % 25, kadınlarda ise %30’un üstüne çıkması Obeziteyi oluşturmaktadır.

  Günlük olarak alınan enerjinin kullanılan enerjiden fazla olması durumunda alınan enerjinin fazla olan bölümü vücut tarafından yağ olarak depolanır. Bu alınan enerji alımı her gün aynı şekilde olursa ( yani her gün aldığımız enerjiyi kullanamazsak )  bu enerji vücutta birike birike obeziteye neden olur.

  Buna ilave olarak teknolojideki gelişmeler hayatı büyük ölçüde kolaylaştırırken, hareketli olmamıza gerek kalmamaktadır. İşte bu yüzden yani teknolojinin hayatımızı kolaylaştırıp hareketsiz kalmamızı öngörmesi nedeniyle Obezite sebebi olabilmektedir.

  Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da Obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır.

 Dünya Sağlık Örgütünün sınıflandırması


  •      18.5 altında az kilolu
  •     18.5-24,9 Normal kilo
  •      25-29,9 Fazla kilo
  •     30-39,9 Obez
  •        40.5 üzeri Mor bit (ciddi)
  Obez olarak belirlenmiştir.






Obezite nedir? İn başka bir cevabı da insan vücudunda yağ hücrelerinde depolanan doğal enerji rezervlerinin ciddi risk oluşturacak seviyede artması ve ölüm oranlarının ciddi şekilde artmasıyla karakterize bir hastalıktır.

  Hollanda’da yapılan bir araştırmaya göre obezler ve sigara içenlerin sağlık sistemi açısından daha ekonomik olduğu iddia edilmektedir. Sigara içenler ve obezler daha az yaşadığı için kısa dönemde sağlık maliyetleri yüksek te olsa uzun dönemde sağlıklı insanlara göre daha az sağlık maliyeti olduğu çıkmaktadır. Sigara kullanımı ve obezitenin neden olduğu hastalıkların tedavilerinin ileri yaşlarda ortaya çıkan Alzheimer gibi hastalıklara oranla düşük maliyette olması sebep olarak gösterilebilir.


  Anlaşıldığı üzere Obezite; besinlerden alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması ve alınan bu enerjinin vücutta yağa dönüşmesi sonucu ortaya çıkan ve yaşam kalitesini ve süresini olumsuz etkileyen bir hastalık olarak görülmektedir. İşte bu yüzden yediklerimize dikkat etmeli ve yaşam kalitesini arttırmalı ve mümkün olduğu kadar spor yapmalıyız. Sanırım tüm bu anlattıklarımızla obezite nedir? Sorusuna açıklık getirmiş olduk.

30 Ekim 2013 Çarşamba

KİLO İLE PROTEİN ORANTISI


Kilo Verirken Protein Desteği

  Kilo verirken protein desteği çok önemlidir. Nasıl kilo vereceğini bilmeyen insanlar genellikle oradan buradan duydukları ile kilo vermeye çalışmaktadır. Ama en doğru yöntem ne yaptığını bilerek bilinçli olarak yapılan ve yaptığının doğru olduğuna inanarak yapılan yöntemlerdir.


  Kilo verirken kasların kuvvetli olması çok önemlidir. Bunun içinde kilo verirken protein desteği vazgeçilmezdir. Hücrelerin yapı taşlarını oluşturan proteinler, sindirim enzimleri tarafından parçalanarak, daha basit yapıda olan aminoasitleri oluşturur. Aminoasitlerin bileşiminde C,H,O,N (karbon, hidrojen, oksijen, azot) ve ek olarak S (kükürt) bulunur. Toplam 20 farklı aminoasit çeşidi vardır. Bu aminoasitler içerisinde vücut içinde yapılamayan sadece besinlerden elde edilen 8 çeşit aminoasit vardır ve bunlara elzem aminoasitler denir.


  Bunlar: Triptofan, treonin, izolösin, lösin, lizin, fenilalanin, metionin ve valindir. Vücut içerisinde proteinler sayesinde hücreler bir yandan yıkılır diğer yandan yenilenir, bu yapım, yıkım olaylarında proteinlerin çoğu vücut dışına atılır. Vücutta kısa süre yetecek kadar protein saklanır, vücuda alınan proteinlerin de bir kısmı dışkı yoluyla dışarı atılır.

 Kilo verirken protein desteği alabileceğimiz hayvansal proteinler ve bitkisel proteinler vardır. Hayvansal kaynakların % 97’si bitkisel kaynakların ise %60-70’i sindirilir. Proteinlerin sindirim aşaması ilk olarak midede başlar. Ardından ince bağırsağa geçer oradan da kana karışır. Kan dolaşımı ile karaciğere taşınan aminoasitler, burada enerjiye dönüştürülür. Bu dönüşüm sırasında aminoasitlerden oluşan amonyak üreye dönüşerek idrar yoluyla dışarı atılır.

 Peki, Proteinler ne işe yarar
·         Enfeksiyonlardan vücudumuzu koruyan antikorları üretir.
·         Hücreleri onarıp yenilemeyle görevlidirler.
·         Hücre içerisindeki ve hücre dışındaki sıvıların ozmotik dengede tutulmasını sağlarlar.
·         Beden fonksiyonları ile birlikte sinir ve kas çalışmalarını koordine eden hormonlar ve enzimler için gereklidir.

Ne kadar protein gerekli

   Özellikle kilo verirken protein desteği günlük enerjinin %10-15’i kadar olmalıdır. Yani 72 kilogramlık bir kişi günde 72 gram protein almalıdır. Unutmayalım ki fazla alınan proteinler vücutta yağa dönüştürülerek depolanmaktadır. Fazla protein tüketen bir kişi suyla birlikte potasyum, kalsiyum ve magnezyum gibi vücut için çok gerekli olan mineralleri kaybetmektedir.

Protein kaynakları nelerdir?

Hayvansal kaynaklar:  Yumurta, et, tavuk, balık, süt ve peynirdir. Bunlardan tavuk, yumurta, et ve balık elzem aminoasitleri sağlar.
Bitkisel protein kaynakları: Mercimek, kuru fasulye, nohut gibi kuru baklagiller fındık, tahıllar, bulgur, tam buğday ekmeğidir. Çok az miktarda bazı yeşil renkli sebzelerde de protein bulunur ancak emilimleri çok düşüktür.




  Proteinin çok yüksek enerji verme özelliği vardır. Ancak araştırma sonuçlarına göre çok fazla tüketilmesi ve uzun süre tüketilmesi kemik erimesi ve karaciğer sağlığında bozulmalara sebep olmuştur. Bedenimiz proteini parçalamak ve kullanabilmek için daha fazla çaba harcamaktadır. Ancak sadece proteinle zayıflamak hala tartışılan bir konudur. Ama kilo verirken protein desteği çok önemlidir. Çünkü protein midemizi diğerlerine göre daha geç terk eder.

27 Ekim 2013 Pazar

DİYET İLE ZAYILAMAK


Diyet ile Zayıflama


  Diyet ile zayıflama çoğu zaman işe yarar ancak devamlılığını sağlayabilir ve başaracağımıza inanırsak unutmayalım ki her şeyin başlangıcı inanmak ve azmetmekle başlar.

  Siz de pazartesi diyete başlayıp Salı günü bitiren kişilerden misiniz? Bu kısır döngü herkes için geçerli maalesef diyete başlayıp ertesi gün bitirenlerin sayısı pek te azımsanacak derecede değil her beş kişiden biri bu şekilde pazartesi diyete başlayıp Salı günü bitirenlerden ne yazık ki her geçen gün yeni diyet ile zayıflama yöntemleri görüyor, öğreniyoruz.

  Manken, spor eğitmeni, şarkıcı, beslenme bilgisi olmayan doktorlar bile size mucize diyet adı altında diyetler sunuyorlar. Peki ya sonra? Çeşitli hastalıklardan, kas kaybına, çeşitli metabolik sorunlara ve hatta ölüm vak'alarına bile şahit olduğumuz bir gerçektir. Genelde bu tarz diyetleri tercih etmemizin sebebi kısa sürede zayıflamamız ve daha kolay görünmesidir. Ancak uzun dönemde geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabiliyor. Diyet ile zayıflama çok dikkat gerektiren uygulanması zor bir yöntemdir.

  Belki de hayatınız boyunca diyet yaptınız 3 kilo verdiniz 5 kilo aldınız bu yüzden rencide oldunuz. Şimdi diyet ile zayıflamayı kısa sürelerde fazla ve sağlıksız zayıflamak yerine, bunu yaşam tarzı haline getirip daha uzun sürede daha az kilo vermek hem bünyenizi sarsmaz hem de daha sağlıklıdır.

  Unutmayın ki fit bir vücuda sahip olmak için tek yapmanız gereken sağlıklı ve dengeli beslenmektir. Üstelik aç kalmadan aslında fazla kilolarınızdan kurtulmak ideal kilonuzu korumak için diyet ile zayıflamanıza gerek yok. Sadece yeyip içtiklerimize dikkat etmeniz yeterlidir.

  Her acıktığınızda fast food tarzı yiyecekler mi?  Yiyorsunuz. Ulaşması daha kolay olduğu için bunun yerine ev yemekleri yemeyi deneyebilirsiniz. Daha sağlıklı ve daha güzel olur. Hem vücudunuz açısından (zararlı,  yağlı yiyecekler yemezsiniz) hem de daha kaliteli yiyecekler yemiş olursunuz. İlk zamanlar zor gelebilir ancak sonraları alışkanlık haline gelecektir.

  Çok acıktınız mideniz kazındı, şimdi ana öğününüzü tüketmeye vaktiniz var. Hemen bir cips alıp yanında kola, kremalı bisküvi ve buzdolabında “ye beni” diyen pasta bizi bekliyor hepimiz bunlara hayır diyemeyiz ve bunlara yöneliriz. Ama ülkemizde bolca yetişen meyveleri tercih etmiyoruz.Toplum olarak ülkemizde bolca yetiştirilen meyvelerin tadını unutmak üzereyiz. Üstelik bunlar kilo aldırmayıp, sindirimi de kolaylaştırmaktadır.


                                                                          Diyet yerine bu adımları uygulayın

  •      Besinleri yavaş çiğneyin
  •     Her öğünden önce su için
  •       Sebzeye ağırlık verin
  •        Porsiyonlarınızı küçültün
  •       Tatlılara dur deyin
  •        Çeşitli besinlerden alın



  Diyet ile zayıflama ülkemizde çokça uygulanan bir zayıflama yöntemidir. Sağlıklı yaşamak ve fazla kilolarınızdan kurtulmak için çok büyük adımlar atmanıza gerek yoktur. Küçük ve akıllıca değişimler yeterli olabilmektedir. Örneğin yemeklerinizi az yağlı yiyerek işe başlayabilirsiniz. İşte bu şekilde küçük küçük önlemler alarak bu işe başlayabilirsiniz. Diyet ile zayıflamadan daha etkili ama daha uzun süren bir yöntemdir.

.

24 Ekim 2013 Perşembe

FAZLA KİLO


Fazla kilonun zararları


  Fazla kilonun zararları gün geçtikçe önem kazanan ve üzerinde çalışmalar yapılan bir durum haline geldi. Bu konuda araştırmalar yapan uzmanlar çok değişik sonuçlar elde etmişlerdir.

  Ne kadar kilolu ya da ne kadar zayıf olduğumuzu ölçtüğümüz vücut kitle indeksi her zaman %100 doğru sonuçlar veremeyebiliyor. Yapılan araştırmalar neticesinde vücut kitle indeksi normal sınırlar içerisinde olan insanlarda bile obezite durumunun gözlemlendiğini ortaya koymuştur.

  Yapılan araştırmalara göre vücut kitle indeksi normal ama vücut yağı olan kişilerde fazla kilonun zararları neticesinde yüksek kolesterol, bel çevresinde yağlanma, metabolik sendrom hastalıklarına sahip olmakla birlikte, diyabet ve büyük kalp hastalıkları görülme riski çok yüksektir.

  Kilonuz normal sınırlar içerisinde mi?  Obezite tehdidi altında olabilirsiniz. Bu durum normal kiloda obezite olarak tanımlanır ve çok sık görülen bir durumdur. Fazla kilolu olmasanız bile zararları azımsanmayacak kadar büyüktür. Yapılan araştırma verilerine göre: Normal vücut kitle indeksi verilerine sahip 2127 erkek ve kadın popülasyonunun %61’inde bu durum gözlemlenmiş ve yetişkinlerde erkek, kadın ve ırk ayrımı yapmaksızın görülmüştür.

  Bu durum herkesi etkileyebilen bir durumdur. Sedantari(yani hareketsiz yaşam) çoğunlukla kas kütlesinin azalıp yağ kütlesinin artmasına neden olan bir durumdur. Fazla kilonun zararları erkeklerin %20, kadınların ise %30’unda görülen bir durumdur.

  Yapılan başka bir çalışmada birçok insanın bel çevresi ölçüsü normal sınırlar içerisinde görülse de obezite teşhis edilmiştir. Yani bel çevresi ölçüsü bayanlarda 80, erkeklerde 94’den küçük olmasına rağmen bu insanlarda da obezite görülmüştür. Bu da gösteriyor ki; hepimizin bildiği en eski yöntemlerden olan mezura ile bel çevresini ölçme metodu güvenilir bir yöntem değildir.

  Fazla kilonun zararlarından bir tanesi de damar tıkanıklığıdır. Peki ya sizce damar nasıl tıkanır?


  •      Başlangıçta damar tertemiz sertleşmeye maruz kalmamış elastik bir yapıya sahiptir.

  •      Vücut içerisindeki yağın birikmeye başlamasıyla damar tıkanıklığı başlıyor. Tıkanma arttıkça kalp kanı pompalamak için daha hızlı çalışıyor.

  •       Azalmış kan akımı yağ yığılması arttıkça damar içerisinde bir plaka oluşturur. Biriken plaka damarı rahatsız eder ve kalsiyumun da damar içerisinde birikmesine sebep olur.

  •      Vücut içerisinde alarmların çalmaya başladığı andır. Damar içerisindeki kanın geçmesi için çok küçük bir alan kalmıştır. Bu durum kalbe çok ağır bir yük getirir. Kan pıhtılaşması oluşup damarı tamamen tıkayabilir.
  •       Hasar oluşumu. Damar tamamen tıkanmıştır. Bu boyutta bir tıkanma kalp krizine ve ölümlere yol açabilecek derecededir.

 Fazla kilonun bir zararı da gebelikte kendini gösteriyor. Gebelikte fazla kilonun ceninde bazı oluşum bozuklukları riskini arttırdığı bildirildi.




SİZ OLSANIZ HANGİSİNİ TERCİH EDERDİNİZ?

            TABİKİ SOLDAKİ DEĞİL Mİ?

Hepimizin tek hayalidir soldaki resimdeki gibi olmak


PEKİ SOLDAKİ GİBİ OLMAK İÇİN NE  

                    YAPIYORUZ?





  Bununla birlikte fazla kilo kemik yapısının bozulmasına ve hatta kırılmasına sebep olabileceği gibi yukarıda da bahsettiğimiz gibi kalp krizi riskini de arttırmaktadır. Çünkü vücut için çok önemli olan ana damarlar tıkanıyor ve kalp kanı vücudun her yerine ulaştırabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Fazla kiloların zararlarına hafifletmekte kişinin kendisine kalan bir tercihtir.


21 Ekim 2013 Pazartesi

KİLO NASIL VERİLİR


Kilo Nasıl Verilir?


  Tüm dünya kilo nasıl verilir? sorusuna cevap aramaktadır. Tüm dünya ülkeleri kilo problemiyle boğuşmaktadır. Diyet yapmanın en büyük sorunu aç kalmaktır. Uzmanlar bu konuya dikkat çekmektedir.

  Hepimizin yaptığı yanlışlardan bir tanesi de diyet yaparken aç kalmaktır. Böyle yapılan diyetlerde kişi aç kaldığı için bir sonraki öğünde kendini tutamayarak daha fazla yemeye yöneleceğinden daha fazla kilo alacaktır. Uzmanlar özellikle belirtiyor: Aç kalarak zayıflanmaz doğru,  dengeli ve düzenli beslenerek zayıflanır şeklinde uyarıda bulunuyorlar.


  Uzmanlar az yeyip sık sık yemeye önem verilmesini kilo nasıl verilir sorusunun cevabı olarak söylüyorlar. Uzmanlar günün en önemli öğününün kahvaltı olduğu konusunda uyarıda bulunuyor. Asla atlanmaması gereken öğünün kahvaltı olduğunu belirtiyorlar. Aç kalarak zayıflamaya çalışanları ise beslenmede çeşitlilik yapılması konusunda uyarıyor. Çoğumuzun yaptığı yanlışlardan biri ise kilo nasıl verilir? deyip ya etten uzak durmak ya da sebzeden uzak durmaktır. Bu da çok yapılan yanlışlardan bir tanesidir. Et yemeyen kişilerde kansızlık oluşa bilirken  sebze yemeyen kişilerde ise kolesterol ve mide rahatsızlıkları görülebilmektedir. Aslında yapmamız gereken sebze ve et tüketimini dengelemek ve düzenlemektir.

  Aç kalmadan zayıflamanın bir diğer yöntemi ise gün içerisinde düzenli olarak beslenip kan şekerini normal seviyede tutmaktır. Kan şekerini düzenlemek için ise karbonhidrat ve proteini bir arada tüketmek gerekir. Mesela bir dilim ekmek ve peynirle beraber bir kase yoğurt tüketmemiz kan şekerini dengede tutmak için en ideal yöntemlerden birisidir. Uzmanlar et, tavuk, balık yerken yanında salata ve yoğurt yemeyi de öneriyorlar. Böyle yapılırsa kişi her öğünde her besin maddesini yediği için hem enerjik hisseder hem de kilo nasıl verilir? diyenlere yardımcı olur.

  Tüm bunların yanında kaybettiğimiz kiloları da kontrol altında tutmalıyız ve düzensiz kilo kaybetmekten kaçınmalıyız. Örneğin haftada vereceğimiz kilo bulunduğumuz kilonun %1’ini geçmemelidir. Aksi takdirde enerjimiz biter ve çok yorgun hissedebiliriz. En sonunda koktuğumuz başımıza gelir ve kilo nasıl verilir? Diye kendimize sormaya başlayabiliriz.


  Vücudumuz her türlü besinlere gereksinim duyar. Bu sebeple her besinden ihtiyacımız kadarıyla almalıyız. Unutmayalım ki fazlasını vücut hemen yağa dönüştürür. Çünkü yağın yakılması daha kolaydır, bu nedenle yağlar vücut için hazır enerjidir.


  Uzmanların kilo nasıl verilir? Konusunda “ açlığa kendinizi mahkum etmeyin, iyi yemekleri yani tokluk hissi veren yemekleri en son yemeyin, evde yemek yiyin, kalori takibi yapın ve en önemlisi hareketsiz kalmayın” şeklindedir. Uzmanların kilo nasıl verilir? Şeklindeki sorulara cevapları bu şekilde olmuştur.



  Tüm dünyadaki kilolu insanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Bunun sebebi kahvaltı yapmadan evden çıkmak ve öğünleri atlatmaktan geçmektedir. Vücut için gerekli olan her şeyi tüketemediğimiz için vücudumuz enerjisiz kalmaktadır. Dışarıda satılan fast food tarzı yiyecekleri çok tüketmemiz o yiyecekler çok yağlı olduğu için bize kilo aldırmakta ve sağlımıza bir faydası olmamakla birlikte sadece karnımızı doyurmaktadır. İşte bu fast food tarzı yiyecekleri dünya ülkeleri de çok tükettiği için şimdi kilo nasıl verilir? Sorunu bütün dünya ülkelerinin sorunu haline gelmektedir.

19 Ekim 2013 Cumartesi

HIZLI ZAYIFLAMA

                            Hızlı Kilo Vermek

  Hızlı kilo vermek hepimizin istediği ama başarma olasılığımızın az olması ya da kısa zamanda kilo vermeden kurtulmak istememiz sebebiyle çoğu zaman canımızı sıkan bir olaydır.
  Çok fazla sayıda diyet listeleri vardır. Bu diyetler: 3 gün diyeti, 7 gün diyeti, 1100 kalorilik diyet, domates diyeti, lahana diyeti, erik diyeti ….. gibi diyetlerdir. Çoğu da işe yaramaktadır. Ancak her kişide aynı sonucu verememektedir. Her insanın vücut sistem yapısı farklıdır. Bazı insanlar çok yemek yer kilo almaz, bazıları ise çok az yer ama yine de kilo veremez.
    Hızlı kilo vermek hem sağlıklı olmalı, hem de verilen kiloların fazlasıyla geri alınması önlenmelidir. Bu yüzden hızlı kilo verelim derken hasta hanelik olmayalım. Şunu da belirteyim ani zayıflama aşırı kilo alımına sebebiyet verebiliyor. Şok diyetler adı altında kilo veren insanlar daha sonra verdikleri kiloları fazlasıyla geri alırlar. Bu durumda yaptıkları diyet boş zahmetten başka bir şey değildir.
  Doktorlar özellikle çocukların hızlı kilo vermesini uygun bulmuyorlar. Çünkü çocuklar gelişim çağında olduklarından protein, vitamin, kalsiyum, mineral ve karbonhidrat gibi besinleri alması gerektiğini, kısa yoldan hızlı kilo vermenin gelişimlerini yavaşlatıp engelleyebileceğini öne sürmektedirler. Gelişim sürecinde olan çocukların kilo vermesi gerekiyorsa haftada sadece 1 kilo vermesini öneriyorlar.
  Hızlı kilo vermedeki amacımız su ve kas kaybı değil, yalnız yağlarımızı yok etmek olmalıdır. Aksi halde bu durum olumsuz sonuçlara neden olabilir.

Uzmanlardan Sağlıklı Zayıflama Önerileri:
  •        Akşam yemeği: Erken yenilip az yenilmesi tok yatmaktan kaçınılması gerekmektedir.
  •       Tatlı ve şekerli meyvelerden uzak durun: Yemeklerden sonra tatlı yeme alışkanlığımıza son vermemiz gerekiyor.
  •         Alkolden ve gazlı içeceklerden uzak durun: Çünkü alkol yağ emilimini arttırır.
  •         Ilık su ve yeşil çay : Öğün aralarında mutlaka yapılması gerekenler arasındadır.
  •         Erken kalkmak ve egzersiz: Zayıflamak için erken kalkmalı ve 15 dakikalık egzersiz yapmalısınız.
  •        Günü 6 parçaya bölün vücudun ihtiyacı kadar besin alın.
  •         Porsiyonları küçültün ekmek yeme alışkanlığına son verin
  •         Yeteri kadar su için su yetişkinlerde vücudun toplamda % 55-60 ını oluşturur. Yeteri kadar su alınması hücre yapımını hızlandırır, kilo verirken vücutta kalan artıkların dışarı atılımını kolaylaştırır. İşte bu yüzden kilo verirken su alımına dikkat edilmesi gerekmektedir.

  Şunu da belirtmek isterim ki hayatımızda hissettiğimiz en güçlü his açlıktır ve açlık birçok hastalığın da belirtisidir. Unutmayalım ki aç kalarak kilo verilmez, hızlı kilo vermek için vücudumuzu böyle bir zahmete eziyete sokmamalıyız. Aksi halde vücudumuzun hastalıklara karşı direnci azalır, bağışıklık sistemimiz zayıflar, vücudumuz hastalıklara davetiye çıkarır. Tüm bunların yanında amacımız hızlı kilo vermekten ziyade sağlıklı ve verdiğimiz kiloları fazlasıyla geri almayacağımız yöntemler olmalıdır.
Gazete oku Skype indir